Eleseri.com için verdiğim Röpotjaj için
Hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Temmuz 2012 Pazartesi
22 Temmuz 2012 Pazar
5 Eylül 2009 Cumartesi
SEVDİM
İKİSİ BİR ARADA
ismiyle maillime gelen iki kare.
SEVDİM bu kareleri ve sizlerle paylaşmak istedim.
İyi bir haftasonu geçirmeniz dileğiyle Sevgiler
1 Temmuz 2009 Çarşamba
26 Haziran 2009 Cuma
SON DERS
MUTLAKA İZLEYİN...
ÖLÜMÜNE 1 AY KALAN BİR ADAMIN ÇOCUKLARINA VERDİĞİ SON DERS :((((
20 Nisan 2009 Pazartesi
5 DERS

Bu hikayeler bana bir arkadaşımdan mail yolu ile geldi,
Birinci Ders:
Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı.Ben okulun en iyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım.
Son soru söyleydi :'Her gün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedir ?'
Son soru söyleydi :'Her gün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedir ?'
Bu her halde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını, yerleri silerken, hemen her gün görüyordum.Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50'lerinde falan olmalıydı. Ama adını nerden bilecektim ki ! Son soruyu yanıtsız bırakıp kağıdı teslim ettim.Süre biterken bir öğrenci, son sorunun testsonuçlarına dahil olup olmadığını sordu.'Tabii, dahil' dedi,
Hocamız...'İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız.Hepsi birbirinden farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hak eden insanlar bunlar.Onlara sadece gülümsemeniz ve 'Merhaba' demeniz gerekse bile...'Bu dersi hayatım boyunca unutmadım
Hademenin adını da...Dorothy idi.
İkinci Ders :
Bir gece vakit gece-yarısına doğru Alabama Otoyolunun kenarında duran bir zenci kadın gördüm.Bardaktan boşanırca yağan yağmura rağmen, bozulan arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu. geçen her arabaya el sallıyordu. Yanında durdum. 60'lı yıllarda bir beyazın bir zenciye, hem de Alabama'da, yardıma kalkışması pek olağan şeylerden değildi.Onu kente kadar götürdüm. Bir taksi durağına bıraktım. Ayrılırken ille de adresimi istedi, verdim.
Bir hafta sonra, kapım çalındı.
Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi, armağanda...'Geçen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O korkunç yağmur sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti. Kendime güvenimi yitirmek üzereydim, siz çıka geldiniz. Sizin sayenizde ölmekte olan kocamın yatağının baş ucuna zamanında ulaşmayı başardım. Biraz sonra son nefesini verdi.Tanrı bana yardım eden sizi ve başkalarına karşılık beklemeksizin yardım eden herkesi kutsasın...
En İyi Dileklerimle,
Bayan Nat King Cole.'
Üçüncü Ders :
Size Hizmet Edenleri Hep Hatırlayın...
Bir pastanın üç otuz paraya satıldığı günlerde 10 yaşında bir çocuk pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu...
Çocuk sordu:
'Çikolatalı pasta kaç para ?
''50 Cent.'Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı.
Bir daha sordu:'Peki, Dondurma Ne Kadar ?
''35 Cent.' dedi garson kız, sabırsızlıkla. Dükkanda yığınla müşteri vardı ve kız hepsine tek başına koşuşturuyordu.Bu çocukla daha ne kadar vakit geçirebilirdi ki...
Çocuk parasını bir daha saydı ve'Bir dondurma alabilir miyim, lütfen ?' dedi.Kız dondurmayı getirdi.Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masayakoştu. Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi.
Garson kız masayı temizlemek üzere geldiğinde, gözleri doldu birden..
Masayı sanki akan gözyaşları temizleyecekti.
Boş dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı 15 Cent'lik bahşiş duruyordu..
Dördüncü Ders :
Yolumuzdaki Engeller...
Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacak diye gözlüyor...Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çogu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu.Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Kan ter içinde kaldı ama, sonunda, kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü.
Açtı... Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde...
'Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir.' diyordu kral.
Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında ol madığı bir ders almıştı.
'Her engel, yaşam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.'
Beşinci Ders :
Önemli Olan Vermektir..
Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek yaşam şansı, beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Küçük oğlan aynı hastalıktan mucizevi bir şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığın mikroplarını yok eden antikorlar oluşmuştu.Doktor durumu beş yaşındaki oğlana anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini sordu. Küçük çocuk bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve 'Eğer kurtulacaksa, veririm kanımı' dedi. Kan nakli yapılırken, ablasının gözlerinin içine bakıyor ve gülümsüyordu.Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı, ama küçük çocuğun yüzü de giderek soluyordu...Gülümsemesi de yok oldu.
Titreyen bir sesle doktora sordu :
'Hemen mi öleceğim ?'Ufaklık, doktoru yanlış anlamıştı, ablasına vücudundaki bütün kanı verip, öleceğini düşünüyordu.
Çok hoşuma gittiği için sizlerle paylaşmak istedim.
Sevgiler
İyi Bir Hafta Diliyorum :))))
3 HİKAYE 3 DERS
1.Adamın biri tam duşa girmek üzeredir ve karısı daduşunu almış olarak kabinden çıkmaktadır ki, kapınınzili çalar. Kapıya kimin bakacağı konusunda ufak birtartışma sonrasında kadın pes eder. Üzerine birhavlu alarak merdivenleri aşağı iner ve kapıyı açar.
Gelen eşinin arkadaşı x'tir. Kadın daha selam veremeden x "havlunuzu üzerinizdenyere düşürürseniz size anında 300 Euro veririm" der.
Kadın bir müddet tereddüt eder, ancak havlunun düğümünü açarak havlunun düşmesini sağlar.
X onabakar ve 300 Euro verir ve söze devam eder:"Antrede doğabilecek ufak bir tensel yakınlık içinsize 500 Euro daha verebilirim, hem de derhal" der.
Önce şaşkın, fakat daha sonra adrenalinin verdiğiheyecan ve alacağı para ile yapabileceklerinin anlıkhayaliyle kısa bir duraksamadan sonra kabul eder.
Yaşamış olduğu olayın ve kısacık bir süre içerisindeedinmiş olduğu ufak servetin heyecanıyla merdivenleri yukarı çıkarak banyoya geri döner.Hala duşta olan eşi ona kimin geldiğini sorar.
"Arkadaşın x" diye cevap verir kadın.
"Çok iyi, ona borç verdiğim 800 Euro'yu getireceğinis öylemişti, onu getirdi o zaman."
1. hikayeden çıkartılacak ders :
Eğer bir ekipte çalışıyorsanız bilgiyi saklamayın,paylaşın. Karar mekanizmasında belirleyici olabilir.Böylece yanlış anlaşılmaların ve dışarıya karşı kötüduruma düşmenin önüne geçebilirsiniz.
Ders 2 :Aracının direksiyonuna geçip kiliseye gitmek üzere yola koyulan rahip yolda yürümekte olan bir rahibeye rastlar. Aracını durdurur ve kiliseye kadar onunlagelmek isteyip istemediğini sorar. Kadın arabaya biner ve bacak bacak üstüne attığında bacaklarının güzelliği ortaya çıkar.
Rahibin gözü kayar ve bakayım derken kısa bir süreiçin aracın kontrolünü kaybeder. Aracı tekrarkontrol altına aldıktan sonra sağ elini rahibeninbacağı üstüne koyar.
Rahibe ona bakar ve şöyle der :"Rahip, 129. ayeti hatırlıyor musunuz ?"
Utançtan kıpkırmızı olan rahip derhal elini çekerek rahibeye özürlerini sıralar.Bir müddet sonra aklı tekrar karışır ve rahibenin bacağına tekrar dokunur vites değiştirme bahanesiyle ve rahibe aynı soru ile karşılık verir :
"Rahip,129. ayeti hatırlıyor musunuz ?"
Utancından yine kızaran rahip elini çeker ve"af edersin kardeşim, insanoğlu zayıf düşebiliyor"der.
Kiliseye vardıklarında rahibe arabadan iner ve tekkelime söylemeksizin, ancak çok manalı bir bakışfırlatarak kaybolur.
Rahip aceleyle içeriye koşturur ve bir İncil alarak129. ayeti açar okumak için 129. ayet şöyle demektedir : İleriye gidiniz, dahayukarlarda arayınız. Orada güzellikler bulacaksınız.
2. hikayeden çıkartılacak ders :
Görev alanınızla ilgili her zaman bilgili olun, aksitaktirde fırsatları kaçırabilirsiniz.
Ders 3.Pazarlamacı, şef sekreter ve personel müdürü biröğlen paydosunda lokantaya doğru yürümektedirler.Parktaki banklardan birinin üzerinde sihirli birlamba bulurlar. Lambayı ovarlar ve gerçekten delambadan cin çıkar.
"Aslında kişiye 3 dilek hakkı veriyorum ama sizlerüç kişi olduğunuz için hepinizin birer dileğinigerçek yapacağım" der cin.
Şef sekreter arsızca atılarak "önce ben" diyereksıranın önüne yerleşir."Bahamalarda, muhteşem bir sahilde tatil yapmakistiyorum. Tatilim hiç bitmesin ve hiçbir derthayatıma girmesin" diye dileğini ifade eder.Ve hoop, ortadan kaybolur.
Şimdi de pazarlamacı atılır ve "şimdi sıra bende"der."Hayallerimdeki kadınla Tahiti sahillerinde PinaColada içmek istiyorum" der ve hoop, o da ortadankaybolur.
"Şimdi sıra sende" der cin Personel Müdürüne."bu iki salağı öğleden sonra işlerinin başındagörmek istiyorum" der personel müdürü.
3. hikayeden çıkartılacak ders :
Üstünüz olan birinin her zaman için önce konuşmasına izin verin
Fırsatları değerlendirebileceğiniz güzel bir hafta diliyorum
Sevgiler
15 Nisan 2009 Çarşamba
ÖZGÜRLÜĞÜN RESMİ

Özgürlüğün kıymetini bilmeyenlere
ve
Kıymetini bilenlere zehir edenlere, ithaf olunur.
Babası İspanya`nın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapishanede mahkumdu küçük kızın. Fırsat bulduğu her hafta sonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapishaneye giderdi.
Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında götürdü ancak hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı.
Bu sebeple kağıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı...
Çok üzülmüştü küçük kız. Babasına söyledi bunu, o da "üzülme kızım, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?" dedi.
Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti. Babası keyifle resme baktı ve sordu: "Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne? Portakal mı?"
Küçük kız babasına eğilerek, sessizce şöyle dedi :
"Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri...)))
12 Nisan 2009 Pazar
CAN YÜCEL, SAĞLIK OLSUN

Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin,
ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencerini aç, yağmur da olsa,
fırtına da olsa nefes al derin derin...
Yüzüne su çarpma,
adamakıllı yıka yüzünü serin serin...
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte
bir dilim ekmek kızart,
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine,
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine,
Bak güzelim kahvaltının keyfine.
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin..
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse,
aydınlık bir gün dile.
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin
varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle
Bir güzel kahve ısmarla kendine,
seni mutlu eden sesi duymak için "alo "de
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın,
hatta üşü hava soğuksa...
Yürü, yürürken sağa sola bak,
öylesine değil, görerek bak
Çiçek görürsen kokla ,
köpek görürsen okşa ,
çocuk görürsen yanağından makas al.
Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı,
sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı
günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır
aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra,
arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil,
kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil,
senin de yüreğini ısıtacak,
yüzünde güller açtıracak.
Günün güzeldi değil mi?
Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun,
masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil,
vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi,
lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını
lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını
tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbetin yemeğin, kahkahan olsun..
Arkadaşım
hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!
Can Yücel
29 Mart 2009 Pazar
YILIN FIKRASI BUDUR :)))
İki tüccar Yahudi arkadaş, piyasayı araştırdılar ve o sene hakirenkte kumaşın moda olacağını öğrendiler. Bütün varlıklarını paraya çevirdiler. Piyasadaki bütün haki kumaşları satın aldılar.Depoları bu renkteki kumaşlarla doldu.Ancak; kimsenin haki renkteki kumaşlara talip olmadığını gördüler.İki kafadar artık iflasın eşiğine gelmişlerdi.Moiz ve Aron dertli dertli oturuyorlardı.Bıçağın kemige dayandığı bir gün kapi çalındı ve içeriye bir albay girdi.'Sizde haki renkli kumaş var mı ?' diye sordu.Kulaklarina inanamadilar.'Evet albayim var, gösterelim' dediler.Albay dikkatle kumaslari inceledi 'çok begendim' dedi.'Bu sene askerlere 200 bin, subaylara 50 bin adet haki renkte elbiseyaptıracağız.Ancak tabi ki benim tek başıma beğenmem yetmez.Generalimin de olur demesi lazım.'Bana bir parça numune verin yarin saat 12.ye kadar telgrafçekersem iptal ettim demektir.Eğe! r telgraf gelmezse kumaşları kesip imalata başlayabilirsiniz..'Ve albay numuneyi alarak gider.
O gece bitmek bilmedi.Kimi zaman ümitlendiler, kimi zaman 'ya iptal olursa' diye göğüs geçirdiler.
Ertesi gün saat:
11.00.................
11.15.....................
11.30.........................
11.45...................
gözleri yollarda korku ile postacıyı beklediler.Bir taraftan postacı gelmesin diye dua ediyorlardı.Tam 12 ye 5 kala postacı yolun başındagözüktü. 'Belki bize gelmiyordur' diye ümitlendiler.Ancak postacı gelip kapılarını çaldı.Moiz büyük bir kederle koltuğa çöktü.Aron`da çaresiz kapiyi açtı ve postacının elinden telgrafı aldı.Titreyen elleri ile kağıdı açtı ve sevinçle bağirmaya başladı.
Müjde Moiz, müjde............
Baban Ölmüş :)))
İyi Pazarlar
20 Mart 2009 Cuma
KADIKÖY _ EMİNÖNÜ :)))))))))))))))))
Sarışın bir afet, köprüye çıkmış intihar etmek düşüncesiyle. Tam o sırada köprüden geçmekte olan cabriolet bir araç içindeki yakışıklı yurdum insanı inmiş ve ellerini uzatmış : 'Hanımefendi neden ölesiniz ki. İstediğiniz yeni bir hayatsa tutun elimden. Ben makine mühendisiyim. Ve yarın gemiyle Amerika 'ya gidiyorum. Dilerseniz sizi de kaçak olarak gemiye bindirebilirim.' demiş. Çaresiz sarışının pek hoşuna gitmiş bu teklif ve binmiş lüks spor arabaya uzaklaşmışlar gözden. Ertesi gün adam gerçekten gizlice gemiye bindirmiş sarışını. Gecesinde sarışına gizli gizli yemekler getirmeyi de ihmal etmemiş. Sarışında geceleri adamla birlikte olarak yapılan iyiliğin karşılığını kendince ödüyormuş. Aradan bir iki ay geçmiş.
Kaptan bir gün gemiyi kolaçan ederken bizim sarışına rastlamış saklandığı yerde.
'Sende kimsin..?' diye sormuş.
Sarışın kısaca anlatmış başından geçenleri ve 'işte o hayatımı kurtaran yakışıklı personeliniz beni gemiye gizlice bindirdi. Bunca zaman gizlice yemek getirerek beni aç bırakmadı. Bende bunun karşılığında geceleri onunla birlikte oluyorum' demiş.
Kaptan kahkahayla gülmeye başlamış ve demiş ki :
'KIZIM GECELERİ GÜZEL VAKİT GEÇİRDİĞİNİZE HAŞA ŞÜPHEM YOK. AMA BU GEMİ AMERİKA 'YA GİTMEZ...
'KIZIM GECELERİ GÜZEL VAKİT GEÇİRDİĞİNİZE HAŞA ŞÜPHEM YOK. AMA BU GEMİ AMERİKA 'YA GİTMEZ...
KADIKÖY-EMİNÖNÜ VAPURU BU !.
(Fotoğraflar bana ait. Geçen sabah çektim)
15 Mart 2009 Pazar
KADIN !! Yorumsuz
Doktor , erkek hastasını muayene ettikten sonra, adamın eşi ile özel konuşmak istediğini bildirdi.
Adam dışarıya çıktan sonra, kadına ciddi bir sesle durumu anlatmaya başladı:'Eşinizin hastalığı ciddi' dedi 'Korkunç bir stres'i var. Söylediklerimi uygulamazsanı z, bilinki ilk gerginlikte ölecek'.Sonra devam etti:'Her sabah mükemmel bir kahvaltı hazırlamanız gerekli.. Neşeli olmasını sağlamaya dikkat edin. öğlen için de yanına çok iyi bir yemek vermelisiniz. Dört başı mamur bir menü. İş yerinde onu yesin. Akşam yemeği olarak ya yumuşacık bir biftek, ya da bonfile hazırlayın. Bol sebze garnisiyle. Haftada iki akşam da mükellef bir balık. Rakısına bir adet buz yeterli. 35liğin yarısını geçmesin. Keyiflenir de 'bir duble daha' derse bırakın içsin. Böylece gevşer biraz daha. Konuşurken sakın keyfini kaçıracak konulardan bahsedeyim demeyin. Özel problemlerinizi de kesinlikle açmayın. Yoksa kötüleşiverir. Kendinize mutlaka dekolte bir kıyafet seçin. Bakımlı olun. Yanına oturup sırtını ovun. Televizyonda maç seyretmesi için her akşam teşvik edin. Siz de yanına sessizce oturup kırmızı şarap servisi yaparsanız fevkalade olur. En önemli nokta da şu: Haftada birkaç akşam seks yapın ve onu her bakımdan tatmin etmeye bakın... Eğer bu söylediklerimi aksatmadan bir yıl kadar uygularsanız, sanırım o takdirde kocanız iyileşip normal hayatına dönecektir ve uzun bir mutlu yaşam sizi bekleyecektir. '.
Eve dönüş yolunda koca, eşine sordu:'Doktor ne dedi sana?' dedi.
Kadın kısaca cevap verdi:'ÖLECEKMİŞSİN !'
12 Mart 2009 Perşembe
ŞİİR PARKI
Çok Güzel yapmışlar Sizlerle paylaşmak İstedim
Sayfaya ulaşmak için lütfen bu adresi tıklayın..
10 Mart 2009 Salı
YILIN KARI-KOCASI
Karı koca bir barda oturuyorlar.
Önlerindeki ickileri yudumlarken bardan içeri hoş bir hatun girer..
Bizimkilerin yanına gelir, adama sarılarak öper.
Karısına aldırmadan:
- Nasılsın hayatım? Epey oldu görüşemedik..
Diyerek başka bir masaya gidip oturur.
Adamın karısı dayanamayarak sorar:
- Kim bu kadın?
Adam sakin bir sesle yanıtlar:
- Senden saklayacak değilim. Metresim!
Kadın çıldırır:
- Ne bu ne cüret! Bu ne ahlâksızlk!.. Ben buna katlanamam.Derhal boşanıyoruz! Sen ne ******** adammışsın meğer..Bir de utanmadan metresim diyorsun... Her şey bitti anlıyor musun, boşanıyoruz! Hem de derhal!..
Adam gayet sakin bir tavırla karısına bakar:
- Dur bakalım hele bir sakin ol. Ne yani sevgilim Etiler'deki dubleksi, Akmerkez'deki daireyi, Bodrum'daki tripleksi, 24 metre yatı,altındaki son model jeepi, kımızı spor arabayı, Maldiv adalarındaki devre mülkü, mücevher ve takı kolleksiyonlarını falan bırakıp boşanmak mı istiyorsun? Alt tarafı bir metres için bütün bunlardan vazgeçmeye değer mi bitanem...
Kadın bunları duyunca sakinleşir. Çevresine bakınmaya başlar.Biraz ilerideki masada oturan bir çift dikkatini çeker.
Kocasına sorar:
- Şurada oturan bizim Suat degil mi?
Kocası yanıtlar:
- Evet-
Peki yanındaki kim?
Kocası gayet sogukkanlılıkla yanıtlar:
- Kim olacak canım, metresi...
Kadın önce duraksar.
Sonra burnunu kıvırarak kocasına sokulur:
- Aaaa ! Bizimkisi daha güzel valla!...
2 Mart 2009 Pazartesi
BAŞARI
Bana gelen bir mail paylaşmak istedim sizlerle
Sevgiler
Pazar-tesi'niz Pazar'a Başarı ve Keyif Taşısın...
Bir okulda, okul müdürü üç öğretmeni çağırıp şöyle dedi: "Siz üç öğretmen, sistemde en iyi ve en uzman kişiler olduğunuz için, doksan tane seçkin üstün zekâlı öğrenciyi size vereceğiz. Bu öğrencilerin gelecek yıl da aynı hızla çalışıp çok iyi bir eğitim almalarını bekliyoruz." Üç öğretmen, öğrenciler ve öğrencilerin anne ve babaları bunun çok iyi bir fikir olduğunu düşünüyorlardı. O okul dönemi hepsinin özellikle hoşuna gitti. Okul bittiği zaman öğrenciler şehirdeki diğer öğrencilere göre yüzde 20-30 daha başarılıydı. Yıl sonu geldiğinde müdür üç öğretmeni çağırıp onlara: "Bir itirafta bulunmak istiyorum. En zeki öğrencilerin 90'ı sizde değildi. Onlar ortalamanın biraz üstünde öğrencilerdi. O 90 öğrenciyi listeden tesadüfen seçtik" dedi. Bu gerçeği duyan öğretmenler, öğrencilerde görülen yüksek başarının kendi öğretme kabiliyetleriyle ortaya çıktığını düşünmeye başladılar. Ama okul müdürü: "Bir itirafım daha var" dedi. "Siz de en başarılı öğretmenler değilsiniz! İsimlerinizi bir torbanın içine doldurduğum kâğıtların arasından rastgele seçtim. Siz inandığınız için başarılı oldunuz. Onlar da öyle…"
**********************************
BaMbU AğAcInIn SıRrIÇin Bambu ağacının yetişmesi, olumlu ısrar için güzel bir örnektir., Çinliler bu ağacı şöyle yetiştirir: Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir. Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz. Tohum yeniden sulanıp gübrelenir. Bambu ağacı ikinci yılda da toprağın dışına filiz vermez. Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir. Fakat inatçı tohum bu yılda da filiz vermez. Çinliler büyük bir sabırla beşinci yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam ederler. Ve nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır.
Akla gelen ilk soru şudur : Çin bambu ağacı 27 metre boyuna altı hafta da mı Yoksa beş yılda mı ulaşmıştır? Bu sorunun cevabı tabii ki beş yıldır. Büyük bir sabırla ve ısrarla tohum beş yıl süresince sulanıp gübrelenmeseydi ağacın büyümesinden hatta var olmasından söz edebilir miydik? Bir başarının şartları her zaman çok basittir. Bir süre için çalışın, Bir süre tahammül edin, sabredin.
Her zaman inanın Ve hiçbir zaman geri dönmeyin, vazgeçmeyin…
HAFTANIZ BAŞARI ve KEYİFLE GEÇSİN...
1 Mart 2009 Pazar
ÇOK GÜZEL PAYLAŞMAK İSTEDİM
Bu Videoyou seyretmeden önce aşağıdaki yazıyı okuyun :
Bu makina ,Robert M. Trammell Müzik Konsevatuarı ve Iowa Üniversitesi Sharon Wick Mühendislik okulu arasındaki işbirliği ve gayretleri ile yapılmıştır.
Makinayı meydana getiren parçaların %97 lik bölümü John Deere Endüstrisi ve Bancroft Iowa sulama ekipmanlarından gelmiştir, evet tarım aletleri !!!
u filmi çekmeden önce ekip, kurulum, sıralama, ölçüm ve ayarlar için toplam 13029 saat harcamıştır (543 gün kadar)
Şu anda Üniversitenin Matthew Gerhard Alumni Salonunda sergilenmektedir ve halihazırda da Smithsonian Kurumuna bağışlanmıştır .
22 Şubat 2009 Pazar
İSTANBUL PAPAĞANLARI _ SUNAY AKIN

Son halife Abdülmecit Efendi`nin Sarayda Beethoven adlı bir tablosu vardır. Bu tabloda, piyano çalan bir kadının etrafında toplanan saray insanları görünür. Kadınların ve erkeklerin kıyafetleri o kadar çağdaştır ki, tabloya bakanlar bunun İslam dininin en büyük temsilcisi tarafından yapıldığına inanamazlar. Resimdeki piyano çalan kadını ne zaman görsem, 1875 yılında, Osmanlı Sarayı`nda yaşanılan hüzünlü bir olayı anımsarım...
Nazikade Kadın, yedi yaşındaki kızı Ulviye Sultan`ın odaya girdiğini görse de, piyano çalmayı sürdürür. Sarayın koridorlarına piyanodan yayılan müzik aniden bir çocuk çığlığıyla kesilir!.. Kibritle oynarken elbisesi tutuşan Ulviye Sultan bir meşale gibi yanmakta ve yerde acı içinde yuvarlanmaktadır. Nazikade Kadın, çaresizlik içinde yanmakta olan kızına sarılsa da, yer hasır kaplı olduğu için yangın odanın zeminine yayılır...
Korkunç olay öğle saatlerinde yaşanmaktadır. Saray görevlileri yemekte olduğu için anne ve kızın acı dolu haykırışlarını duyacak kimsecikler yoktur. Tüm olup bitenin tek görgü tanığı sadece odadaki papağandır. Sarayda herkesin sevgilisi olan papağanın çıkardığı ses, aşağıdaki katta bulunan hizmetliler tarafından duyulur sonunda... Kuşun çığlıklarına koşanlar odaya girdiklerinde insanın soluğunu kesen bir manzarayla karşılaşırlar: Anne ve kız yerde çırpınırken, bedenlerinden yükselen ateşin üstünde bir papağan çığlıklar atarak uçmaktadır!.. Ulviye Sultan`ın dadısı, odanın bir köşesinde duran seccadeyle ateşi söndürmeyi başarır...
Nazikade Kadın, yedi yaşındaki kızı Ulviye Sultan`ın odaya girdiğini görse de, piyano çalmayı sürdürür. Sarayın koridorlarına piyanodan yayılan müzik aniden bir çocuk çığlığıyla kesilir!.. Kibritle oynarken elbisesi tutuşan Ulviye Sultan bir meşale gibi yanmakta ve yerde acı içinde yuvarlanmaktadır. Nazikade Kadın, çaresizlik içinde yanmakta olan kızına sarılsa da, yer hasır kaplı olduğu için yangın odanın zeminine yayılır...
Korkunç olay öğle saatlerinde yaşanmaktadır. Saray görevlileri yemekte olduğu için anne ve kızın acı dolu haykırışlarını duyacak kimsecikler yoktur. Tüm olup bitenin tek görgü tanığı sadece odadaki papağandır. Sarayda herkesin sevgilisi olan papağanın çıkardığı ses, aşağıdaki katta bulunan hizmetliler tarafından duyulur sonunda... Kuşun çığlıklarına koşanlar odaya girdiklerinde insanın soluğunu kesen bir manzarayla karşılaşırlar: Anne ve kız yerde çırpınırken, bedenlerinden yükselen ateşin üstünde bir papağan çığlıklar atarak uçmaktadır!.. Ulviye Sultan`ın dadısı, odanın bir köşesinde duran seccadeyle ateşi söndürmeyi başarır...
PETRO`YA İYİ BAKIN...
Kötü haber kızın babasına duyurulduğunda, zavallı adam bir koltuğa çöker ve yüreği acıya dayanamayıp baygınlık geçirir... Karısı ağır yaralı olarak kurtulsa da, çok sevdiği kızı can vermiştir. O yaralı baba, bir yıl sonra tahta oturacak olan II.
Abdülhamit`tir. İstanbul`un hüzünlü bir papağan öyküsü de Nişantaşı`nda yaşanmıştır.
Gazetecilik mesleğinin saygın isimlerinden Şevki Adalı`nın cansız bedeninin yanındaki masada bir zarf bulunur. Mektupta şu yazmaktadır: `Petro`ya iyi bakın.` Petro, Sayın Adalı`nın çok sevdiği papağanının adıdır.
İstanbul denilince akla gelen ilk kuş martıdır. Sonra güvercinler gelir. Serçeler, kargalar... Karabataklar da vardır elbet ve şiirini yalnızca Orhan Veli`nin yazdığı yelkovan kuşları da... Kırlangıçlar da geçer İstanbul`dan, leylekler de... Eyüp Sultan`da leylekler olduğunu herkes bilir ama İstanbul`a özgü, dünyanın başka bir yerinde görünmeyen bir kuş türü olduğundan çoğu kişi haberdar değildir. Bu kuş, Alemdağ ispinozudur.
Eğer yolunuz Beşiktaş`taki Ihlamur Kasrı`na düşerse, başınızı kaldırın ve tarihi ağaçlara dikkatli bakın. Orada, daldan dala uçan papağanlar göreceksiniz! Evet, İstanbul kuşları arasında özgürce uçan papağanlar bulunduğu pek bilinmez. Derler ki, Dolmabahçe`de bir kamyon devrilmiş ve papağanlar kırılan kafeslerden kaçarak özgürlüklerine kavuşmuşlar. Bu öykü doğru mudur, bilemem; ama papağanların İstanbul`un kasırları ve koruları arasında gezindiklerini buralardaki görevlilerden duyabilirsiniz.
PAPA/ANLAR SIRLARINI KORUYOR
Müjdat Gezen`e bu konuyu açtığımda, papağanların eskiden beri var olduğunu, kentte havanın nispeten daha ılıman olduğu kasırların bahçelerini tercih ettiklerini söylemişti. İstanbul papağanları sırlarını şimdilik koruyor. Bakalım, onları koyacak bir bilgi kafesini kim, ne zaman uzatacak!? İstanbul Belediyesi`nin 1955 yılında yayınladığı Şehir Rehberi`ne baktığımda, papağan adı taşıyan bir sokak göremedim.
1989 yılındaki Şehir Rehberi`nde ise bir `Papağan Sokağı` kayıtlıdır. Bu sokak, kentin yeni yerleşim alanlarından olan Esenyalı Mahallesi`ndedir. Hal böyle olunca, devrilen kamyon öyküsünün gerçek olma olasılığı yerini koruyor. Edebiyatımızda papağanın izine de pek rastlayamayız. Şiirimizde ise papağan en az bilgisayar kadar yenidir.
İkisinin bir arada anıldığı tek dize ise Cemal Süreya imzasını taşır. Der ki, Cemal Süreya: Papağan tek tuşlu bilgisayardır.
8 Şubat 2009 Pazar
HAMAL

Eski zamanlardı. Yolların olmadığı zamanlar... Demek ki fakirdi bizim gibi çoğunluk, bu nedenle taşınacak yüklere talip olacak hamallar bulmak zor olmuyordu...
Yanımdaki hamalla yola çıktık. İhtiyardı. Kendinden büyük bir yük almıştı. Benim sırtımda ise birkaç bavul vardı sadece, onunkinin çeyreği...
Diyordum ki içimden "Çok gitmeden kıvrılırsa titreyen bacakları, yüklenirim sırtındaki yükün yarısını!.."
Nitekim çok geçmeden dedi ki: "Mola vakti. Gel biraz dinlenelim!...
"Ne molası, dedim ona hayretle. Ben daha terlemedim!.."
Sözüme aldırmadı. Durdu. Çöktü. Salarken yükünün ipini "Sen de dinlen hadi" dedi. Benim canım sıkılmıştı bu işe. Genç olduğumu, ondan kuvvetli olduğumu, bunun gibi bir bunakla yola çıkmamın ne büyük hata olduğunu düşünüyordum. O ihtiyar, bir bacağını azıcık uzatmış halde sessizce dinleniyorken, ben huzursuz bir şekilde ayakta dolanıyordum. Bir saat kadar sonra yine durdu, oturdu, dinlendi. Ben kızgınlıkla dolandım etrafında... "Yükünü indirip sen de dinlen", demesine aldırmadım, ona daha çok kızdım... Sonra yine durdu. Bana da "dinlenmemi" söyledi yine ama dinlenmedim. Yarım saat sonra "dinlenelim mi" diye sordu, aksi aksi başımı salladım... Kaçıncı molasıydı hatırlamıyorum, birden bire dizlerimin bağı çözüldü. Kafamın içinde uçuşan kara kara sinekler sustu, çöküp kaldım. Kayış kolumdan çıktı, sırtımdaki bavullar kaydı. Ne kadar zaman geçtiğini fark etmedim. Uyumuştum da uyandım mı, yoksa bayılmıştım da ayıldım mı anlamadım... Baktım kendi kocaman yükünün üzerine benim bavullarımı da bağlamıştı. Küçük tasına birazcık su koyup dudağıma dayadı, içtim.
Sonra koluma girerek;"Hadi kalk, dedi. Bana yaslan. Ağır ağır gider ve bir süre sonra gene dinleniriz." Dediğini yaptım.
Omzundan güç aldım, ama asıl anlattıkları iyi geldi bana. "Ben yılların hamalıyım, dedi. Nice pehlivan yapılı adamlar gördüm. Çoğu, dinlenmek istemediklerinden yükleriyle birlikte kendilerini de toprağa serdi sonunda... Yolda gördüğümüz saçılmış kuru kemiklerin çoğu, anlattığım bu insanlara ait... Halbuki bir yükü "taşımak" bizim işimiz, "altında ezilmek" değil!..
Unutma ki bir yük , taşıdıkça ağırlaşır. Dinlenerek sen yükünü hafifletiyorsun!
Belki günün birinde hamallığın şekli değişir. Belki o günleri ben göremem. Ama sen kavuşursan o zamanlara, aman ha, kafanın içinde de sakın yük taşıma...
Akşamları bırak ve hafifle...
Sabah dinlenmiş olarak yeniden tekrar taşırsın yükünü.
Bizim işimiz, bugünü yarına taşımak, bugünün altında yok olmak değil.
Çünkü yarınlarda bizi bekleyenler var, taşıdıklarımızı bekleyenler...
Yükünüzü hafifletip dinlenin bugün
İyi tatiller dileğiyle
4 Şubat 2009 Çarşamba
ÇİNLİLER NASIL OKUYOR

Bu resimdeki yazıyı okuyabildiniz mi?
Okuyamadıysanız gözlerinizi iki yana tutup çinliler gibi gerin
:)
24 Ocak 2009 Cumartesi
BİLARDO SHOW
Bayıldım ben bu bilardocuya
sizlerle paylaşmak istedim
Bayanlar, baylar buyrun
BİLARDO SHOW
Videoyu yükleyemedim
:(((
Nedense anlayamadım
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




